Kemirgen
İnatlaşmak, kıskanmak.. Sonu zarardan başka bir şey getirmeyen kemirgenler. Ne zaman başlar, nasıl olur kimse bilmez sorsan. Sadece içten gelen nefret gibi denebilir. Karşıdakine haber vermeyen kendi içinde harlanan bir ateş belki de. Yanıp kül olamayacak kadar da taze bir arzuya sahip kemirgenler. Her an korlaşan, ansızın hatra gelen.. Peki bir his, bir düşünce sebepsiz doğar mıydı gözlerde, ellerde, dillerde? Yoksa bir cemre gibi bir amaç uğruna mı düşerdi? Amaç değil de bir araca nispeten doğar, düşer bence. Kıskanmak.. Adil olmayan şu gayya kuyusunda herkesin hayalindeki yaşam mesela, kıskanmaya bir sebep değil mi? Değişir aslında kişiden kişiye, doğrusu sahip olduklarına göre değişir. Bu sahiplik hep var olan bir maddenin varlığını ifade ederken kıskançlık ise bu maddeye duyulan arzuya, hazza denk gelir. Ama insanın maddeye ihtiyacı var mı gerçekten? Elindeki ulaştırmaz mı onu yarına? Elbette ulaştırır.. Zaten kemirgenler maddenin arzusu ile doğmazlar. Kemirgenler manevi açlıktan fırsat bulup gün yüzüne çıkarlar. En basiti sevgiye olan hasrettir. Her bebeğin saçı okşanılmamıştır. Okşanılmışsa bile sevgi ile olan dokunuş yücedir diğerlerinden..Manevi açlık tatmin olmayan, son nefese kadar kanayacak yara.
Yorumlar
Yorum Gönder