Çember
Önüm arkam sağım solum, sobe...Saklanamıyorum artık, saklanacak bir yerim yok. Ne bir kuytu köşe ne de sırtımı dayayacağım sert bir duvar. Çemberdeyim, dönüp duruyorum bir çizgide. Ezber çemberi.. Herkesin yapması gerekenler çemberin kenarında yazılı sanki. Bir de ben hep ebeyim gibi. Çünkü herkesin saklanacak yeri varken, bu sığıntıda benim yerim yoktu. Aslında vardı da ben kabul etmiyorum. Eskiden saklanırdım iyice, ebe olmazdım yok yere. Oysa şimdi ebelikten başka bildiğim yoktu. Anlamıştım burada bana yer olmadığını. Rolümü kabul etmiyorum ben, olanlar bundan
Çember bana dar geliyor. Her şeyin aynı çerçevede ilerlemesi, döngü halinde yaşam.. Mimiklerimin bile kontrolü çünkü tepkilerin bile yazısız kural tabelasına uygun olması varsayımı. Ama bu ben değilim ki? Bu hayat benim değil? Bu yüzden çemberi aşmak istiyorum, dışarıya çıkmak kendim olmak.. Fakat takılıp düşmekten de korkuyorum, bocalamaktan. Akışına kapılıp yol aldığımı sanmak hoşuma gidiyor belki de. Ya da alılışılagelmişe meydan okumak haddini aşıyor gibi vızırtılarla gereğinden fazla kulak asıyorum. Bu da çember kuralı değil mi? Çemberde yaşayanların sözüne göre kendi sorgulamak. Onlar dudağının arasında davranış seçmek, hayal kurmak. Oysa benim hayalim de ne çember ne de diğerleri. Sadece bir kez olan yaşama hakkını doğru harcayan bir kimse olmak hayalim. Kendim olmak, kendi doğrularımla can bulmak. Çemberi aşıp özgür olmak bir nevi. Çember kanatlarımdan tutup beni yere çeken ağır bir metal yumağı gibi. Bu yüzden saklanamıyorum. Ebe olsam da bir önemi yok, gidiyorum ben. Kendi duvarım kendim olmalıyım, kendi köşem kendi kucağım olmalı. Çünkü hayat bir çemberden ibaret değil. Her çember, çember içine çizilmiş. Ben, kendime çarpılarak can bulacağım. Kendim çıkaracak beni, çözecek bağlı ellerimi. Yoksa kimse hatırlatamaz bana çembere ait olmadığımı. Kendime çarpıldıkça hatırlayacağım, yol alacağım. Ezberden değil de keşiflerden kendi destanımı yazacağım.

Yorumlar
Yorum Gönder