Günebakan
Bir ekim gününe göre fazlasıyla kavurucu olan güneş, batmaya yüz tutup yerini serinliğe teslim etmişti. Bense her zamanki gibi nereye bastığını bilmeyen adımlarımla bir yerlere savrulmuş gibi ilerliyorum. Gözüme ahşap görkemli bir ev çarpıyor. Bu evin gösterişine yakışmayan yıkık dökük bir bahçe görüyorum hemen evin arkasında. Yaz yollara düşüp gittiğinde hiçbir meyvesi, sebzesi kalmamış bir bahçe. Doğrusu da bahçe demeye bin şahit. Sadece üç beş kalıntı.. Fasulye sırıkları, günebakanların gövdeleri.. Aslında buraya kadar her şey gayet normal. Lakin yaklaştıkça sarı bir çiçek gözüme çarpıyor. O sarı çiçek dediğimse günebakanın gövdesinde yeni açmış bir günebakan adayı.. Yani yanlış mevsimde açmış bir çiçek. Acaba bende mi öyleyim? Yanlış zamanda yanlış yerde miyim? Bazen bir yığın yapmamız gerken vardır. Ama erteleriz. Başka zamana, başka yarınlara bırakırız. Zorundalık artınca ister istemez, alelacele yaparız. Tabii ertelemek sorumluluklarla bitmiyor. Kimi zaman hayallerimizi erteliyoruz. Kendimizi kandırmaya sağlam bir ispatımız yoksa doğru zaman değil deyip tozlu hayallerin yanına kaldırıveririz. Bazen bir affetmeyi, nefreti, sevgiyi erteleriz. Doğru zaman değil, şu anda olmaz.. Peki bu bahaneler ne kadar doğru?
Evet, ben günebakana kızıyorum. Yanlış mevsimde açtı diye. Belki de ömrü bu kadar, onun için doğru zaman bu. O yaz güneşinde büyümek yerine kış soğuğunda ölmeyi tercih etti, kim bilir ki. Peki benim için doğru zaman ne zaman? Gerçekten doğru bir zaman var mı ki? Yoksa sürekli yarın diyerek, dün olmuş bir yarında kaybolmak mı benim kaderim? Yarınlar; bugün, dün ve acı geçmiş olarak unutuldu bile. Ve ben hâlâ zamanını bekliyorum. Artık ertelemesem, ertelemesen.. Belki yanlış mevsim ama benim için doğrudur. Güzel olacak olan budur benim için. Şu an doğru benim için, en uygun an şu an. Yoksa ya ben zamana geç kalırım ya da zaman bana..

Yorumlar
Yorum Gönder