Konuşmak

Yağmur dinmiş, şemsiyemi kapatmışım. Ayağımdaki çamurlara aldanmadan ıslak kaldırımlarda yolumu arıyorum. Beton kokusu doluyor ciğerlerime. Eskiden ne güzel toprak kokusu yayılırdı diye hayıflanan, yorgun, belki de kimsesiz bir kadın sesi işitiyorum. Islaklığına rağmen sindiği bankta, halinden pek de memnun gözüküyordu yaşlı kadın. Yağmur mu yağdı diye sordu bana, meraksız gözlerle. Yerdeki su birikintilerine, ıslanmış kıyafetlerime rağmen bu soru muydu merak ettiği yoksa yalnızlık acısına merhem aradığı bir soru mu? Cevapsız kalacak olsa bile sorulmuş bir soru. Belki bir cevap  alırım da oradan üç beş kelam eder, kimsesizliğimi bastırırım niyetiyle sorulmuş bir soru. Konuşmak.. Ne büyük lütuf aslında. Yaşadığını anlamak gibi. Normalde değerini bilmediğimiz, kendimizle baş başa kalınca değeri anlaşılan yetenek gibi. Konuşamayınca iç sesinde boğuluyor insan, kendi düşüncelerinde. Garip ki kendisine olan sabrı, çevresine olandan az. Kendisini dinlemektense bir başkasının sesinden bir şeyler işitmek istiyor insan. Mesela bu yaşlı kadın, belki derme çatma bir barakada tek başına yaşıyor belki de denizin kenarında gösterişli bir yalıda.. Bunlar önemini yitirmiş bu kadında. O artık derdini anlatmak istiyor, özgürce yaşadığını hissetmek. Yalnızlığını her defasında yüzüne vuran, zihnindeki acımasız sesten kurtulmak istiyor. Beş çayında iki lafın belini kırabileceği bir dost arıyor. Biz de böyle değil miyiz?  İnzivaya çekilmek isteriz lakin hasret basınca dayanamayız yalnızlığa. Boğuluruz kendi iç sesimizde. Hasret kalırız yabancı seslere, üç beş samimi sohbete. Yalnızlıkta bir yere kadar işte. Bugün gökkuşağında bitti yalnızlık, kim bilir yarın nerede bitecek.. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar