Örtü, Gazete ve Zehir
Göğsümde aniden hissettiğim, bazen koca bir kayanın sertliğinde bir yükle bazense civciv tüyünün uçuştuğu bir boşlukla sarsılıyorum. Kalbimi, hislerimi hatırlıyorum. Gerçi ne zaman unutuyorum ki? Sadece üstlerine beyaz bir örtü ile sarıp sarmaladığım saklanmaya çalıştığım gerçekler hislerim. Kalbim ise kırılmasın diye birkaç kat gazete ile sardığım en hassas camdan farksız. Lakin ne gazeteler işe yarıyor ne de kat kat örtünmüş örtüler.. Sadece biraz erteleniyor her şey o kadar. Birikiyor örtülerin üstünde tozlar, gazetelerin altında ise ufak tefek çatlaklar oluşuyor. Ardından her şey darmadağın oluyor. Tüm tozlar uçuşuyor, çatlaklar tuzla buz oluyor...İşte böyle zamanlarda göğsümde ya bir ağırlık ya da hissizlik oluşuyor. Ağlıyorum içime sessizce. Kelimeler boğazımı saran dikenli bir tel gibi, bu yüzden susuyorum. Nadiren fısıldamaya çalışıyorum, biri duyar diye ürkek bir mırıltıya eş oluyor fısıldadıklarım. Haykırmak en çok istediğim, korktuğum bir hayalimden öte gidemiyor. Susmasam bari. Haykıramasam da dilimden dökülse tüm zehrim. İşte o zaman kimi zehirlerim bilmiyorum, kimin canı en çok yanar tahmin bile edemiyorum. Bu belirsizlik yüzünden bu kadar zahmete giriyorum. Her gün yeni bir örtü örtüyorum, her gün yeni bir gazete sarıyorum. Kırılmaktan değil aslında kırmaktan korkuyorum. Zahmet dediklerim beni benden koruyor aslında. Kime anlatsam dinler ki bu saklanışları, saklayışları. Herkes kendi telaşında, herkes zehri ile bir başkasını zehirlemekle meşgul. Kime kızacağım ki kendi sızılarımla ilgili ya da kendi sızılarıyla ilgili. Kızmam şart da değil aslında, kabulleniş yeterli. Benliğimi böyle kabul edebilsem. Ya da cesur olup zehrimi bırakabilsem. Her zaman olduğu gibi yine ihtimaller, bilinmeyenler, nedenler kuyusunda kaldım. Tek net olduğum göğsümdeki ağırlığın, hafifliğin her ne olursa olsun sımsıkı bir sarılmayla son bulabileceği.
Yorumlar
Yorum Gönder