Kaçıyorum
Kaçmak en basit çözümdü aslında. Kimi zaman duymak istemediklerimden, görmek istemediklerimden kimi zaman ise kendimden kaçıyorum. Çünkü korkuyorum. Duyacaklarımdan, göreceklerimden.. Kaçınca ise merak kuyularına düşüyorum. İçimde hep bir kuşku, kalsa mıydım? Dahil olsam daha mı çabuk bitecekti her şey? Yoksa içimdeki merak mı beni tüketecekti? Ne yapmak istediğimi bilmiyorum bazen. Düşüncelerimin beni bir arpa boyu ilerletemeyeceği zamanlarda mesela. Kapana kısılmış bir fareden farksızım. Ne ileri gidebiliyorum ne de geri. Sağımdan ve solumdan duyarak yetinmeye çalışıyorum. Doğu ile batı kadar zıt olan yanlarım, beni kaçamadığıma pişman ediyor. Birini seçmem lazım, doğrusu bu zorundalığı da kendim yüklüyorum sırtıma. Ne sağım zarar görsün istiyorum ne de solum. Zarar görecek varsa o da kapandaki ben olayım. Sahi bir kavga arasında olmasam kaçmaya niyetlenir miydim? Kabullenirdim herhalde. Kendi kararlarım, kendi hatalarım sonuçta. Ya telafi ederim ya da sonuçlarına dünden kabullenirim. Oysa şimdi kendim dahil oluyorum bu kargaşaya. Ne sağımdan vazgeçebiliyorum ne de solumdan. İkisi de doğru kendilerince, peki ben.. Ben kime, neye kulak kesilmiş kendime dert ediniyorum?
Kimi zaman ise kafamda bir kafesle geziyorum. Özgürlüğü kısıtlanmış kuşlar gibi düşüncelerimi hapsediyorum bir kafese. Ne ileri gidebiliyorlar ne de anı yaşayabiliyorlar. Takılmış kalmışlar bir noktaya. Öyle bir noktaki belki dünde bile yazılmamış. Ulaşsam labirente düşüyorum. Ne çıkışı var ne de benim çıkacak umudum. İşte böyle zamanlarda da kendimden kaçıyorum.Nasıl desem.. Ne seyirciyim ne de başrol. Belki de oyunu bile bilmiyorum. Sadece korkuyorum. Korktukça kaçıyorum.

Yorumlar
Yorum Gönder