Kıskaç
Akrep ve yelkovanın arasından sıkışmış gibi yaşamaya alışmıştım. Hayatım, bir kıskacın içinde dönüp dolaşıp aynı yere geliyordu. Bir adım atsam da başladığım yere dönmüş oluyordum. Kıskaç, bunu söylüyordu bana. Sadece o küçük aralıkta nefes alıp verebileceğim öğretilmişti. Oysa döngü takvimleri değiştirmiyor muydu? Yani ben, aynı noktaya asla bir daha uğrayamazdım. Yaşadıklarımı, hissettiklerimi, kaybettiklerimi alıp ileriye gitmiş oluyordum. Dünden hatta az önceden bile farklıydım. İlerlemiştim.
Arkama dönüp baktığımda anladım bunu. Güçlüydüm, kimi zaman çok kırılgan olsam da kimi zaman çok kırılmış olsam da. Başarısızlık olarak ruhumu zehirlediğim atıklar bile ileriye taşımıştı beni. Her şeye rağmen geçmişin karanlığı yarını karartamazdı sonuçta. Her an yaşanıp biterken ben hâlâ oraya sıkışmış olamazdım.
İlerledikçe aydınlığa ulaşıyordum, öncesindeki kuyulardan çıkarak. Öğrendim daha doğrusu öğreniyorum; Düştüğüm kuyular, sonsuz bir kara delik değil. Tüm düşüşlerimden sonra farklı ben olarak ayağa kalkıyorum. Tüm kuyulardan sonra, her karanlığı tanıyorum. Ben artık bir kıskacın arasında değil yarınların koynunda yaşıyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder