Binek

Kendi içimde harlanan bir ateşin savaşıydı, olup biten her şey. Suç, daima nefretimi hak edene taktığım bir ödül mahiyetindeydi. Ne zamandır böyle süregeliyor bilmiyorum. Bilmek de istemiyorum. Kahroluyorum düşündükçe. Daha doğrusu savaşın kendimle olduğunu hatırlamak kahrediyor beni. Eziliyorum, kendi ağırlığım altında. Düşüncelerim bir kabus gibi çöküyor, alnımdaki birkaç kırışıklığın arasına. Kendime dahi düşmanım, düşmandım. İçimdeki ateş artıkça nefretim de artıyordu sağ sola. Nedensiz, şiddetli bir nefret.. En çok zarar gören yine benim, bendim. Nefretimi kazanan, aynı bir azaptan kurtulmuş gibi hafif. Bense onun attığı ağırlığı sırtlanan bir binekten farksızdım.

Ardından, zaman geçtikçe bana karşı ben de zamana ayak uydurdum. Bir nevi büyümekti bunun adı. Kendini tartmak; başka gözlerde, başka dillerde, en önemlisi kendi kendinle. Sonra anladım, değeri kendim veririm veyahut alırım. Ne ben duyguları sırtlanmış bir bineğim ne de onlar nefretimi hak etmiş düşmanlarım. Sadece inanmışım. Bana ne diyememişim. Şimdi tek gerçek benim, benim hislerim. Dünya aynı kalmak için fazla hızlı, ben ise  duygular altında ezilmek için fazlasıyla yarınlar için doluyum. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar